12. Yargı Paketi: 7589 Sayılı Kanun’la Getirilen Başlıca Değişiklikler
16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun [“Kanun”], 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak anılan Kanun; Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ile 3095 sayılı Kanun başta olmak üzere dokuz temel kanunda değişiklik yapmaktadır.
Kanunun getirdiği düzenlemeler arasında belki de en dikkat çekici olanı, 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinin yürürlükten kaldırılarak belirsiz alacak davası kurumuna son verilmesidir. On beş yıllık uygulaması boyunca öğretide ve yargı kararlarında yoğun tartışmalara ve uygulamada usuli sorunlara yol açan belirsiz alacak davası–kısmi dava ayrımı, belirsiz alacak davasının temel işlevlerinin kısmi dava bünyesine taşınması suretiyle sona erdirilmiştir.
Kanun ayrıca, uzun süredir ekonomik koşullar karşısında yetersiz kalan sabit kanuni faiz oranını TCMB reeskont oranına bağlı değişken bir yapıya kavuşturmuştur. Aşağıda öncelikle belirsiz alacak davasının ihdas amacı, uygulamada karşılaşılan sorunlar ve öğretideki tartışmalar ele alınacak; ardından yeni düzenlemenin getirdikleri ile Kanun’un diğer önemli değişiklikleri incelenecektir.
Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Kısmi Davanın Yeniden Yapılandırılması
Kurumun İhdas Amacı
Belirsiz alacak davası, HMK md. 107 ile hukuk sistemimize dâhil edilmiş, İsviçre Medenî Usul Kanunu’nun 85. maddesindeki düzenlemeye paralel bir kurumdu. 7589 sayılı Kanun’la HMK md. 107’nin yürürlükten kaldırılmasıyla artık belirsiz alacak davası adı altında ayrı bir dava türü bulunmamaktadır. Kurumun temel amacı, dava konusu miktarın başlangıçta belirlenmesi mümkün olmayan hâllerde alacaklının hak arama özgürlüğünü teminat altına almaktır.
Nitekim maddenin Adalet Komisyonu gerekçesinde, alacaklının talep edebileceği miktarı asgari olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen alacağın tamamını tam olarak tespit edememesi hâlinde belirsiz alacak davası açılabileceği ifade edilmiştir.[1]
Kurumun sağladığı usuli avantajlar üç başlık altında toplanabilir: (i) dava asgari bir miktar üzerinden düşük harçla açılabilmektedir, (ii) alacağın yargılama sürecinde belirlenmesi üzerine davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini artırabilmektedir ve (iii) kısmi davadan farklı olarak zamanaşımı alacağın tümü bakımından dava tarihinde kesilmiş sayılmaktadır.
Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar
Kurumun uygulaması ise beklenen istikrarı hiçbir zaman sağlayamamıştır. Temel sorun, hangi alacakların “belirsiz” sayılabileceği hususunun netleştirilememesidir. Dava konusunun belli veya belirlenebilir olması hâlinde belirsiz alacak davası açılamayacağı, buna rağmen açılmışsa davanın hukuki yarar yokluğundan dava şartı eksikliği nedeniyle reddedileceği kabul edilmekle birlikte, belirlenebilirlik ölçütünün somut olaya nasıl uygulanacağı sürekli bir uyuşmazlık kaynağı teşkil etmiştir.
Bu belirsizlik özellikle işçilik alacakları bakımından kendini göstermiştir. Yargıtay, işçilik alacaklarının niteliği gereği talep konusunun taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu mutlak biçimde söylemenin doğru olmadığı gibi aksinin kabulünün de doğru olmayacağını, belirlilik değerlendirmesinin somut olayın özelliğine göre yapılması gerektiğini kabul etmiştir.
Daha ağır sonuç doğuran husus ise daireler arasındaki yaklaşım farkıdır. Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılması hâlinde bir kısım dairelerce bunun tamamlanabilir dava şartı olarak değerlendirilip davacıya süre verilmesi gerektiği kabul edilirken[2], diğer bir kısım dairelerce doğrudan hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiği[3] sonucuna varılmıştır. Bu durum, davanın kaderinin dosyanın hangi daireye tevzi edildiğine bağlı hâle gelmesi sonucunu doğurmuştur.
Yeni Düzenleme
7589 sayılı Kanun’la HMK md. 107 yürürlükten kaldırılmış, buna karşılık HMK md. 109’a eklenen fıkra ile kısmi davada talep sonucunun, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikat sona erinceye kadar artırılabilmesi öngörülmüştür. Artırılan kısım bakımından zamanaşımı da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacaktır.
Görüldüğü üzere kanun koyucu, belirsiz alacak davasının sağladığı iki temel avantajı, yani iddianın genişletilmesi yasağından muafiyet ile zamanaşımının alacağın tamamı bakımından kesilmesini, kısmi davanın bünyesine taşımıştır. Bu yönüyle yeni düzenleme, belirsiz alacak davasının temel işlevlerini kısmi dava ile birleştirmektedir.
Geçiş hükmü uyarınca, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce belirsiz alacak davası olarak açılmış ve hâlen görülmekte olan davalar eski md. 107 hükmüne göre yürütülmeye devam edecektir.
Kanuni Faiz Oranının Yeniden Belirlenmesi
3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi değiştirilerek kanuni faiz oranı, sabit bir yüzde yerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık tarihli kısa vadeli reeskont oranının yüzde sekseni esasına bağlanmıştır. Ayrıca 30 Haziran itibarıyla bu oranın 31 Aralık oranından beş puan veya daha fazla farklılaşması hâlinde yılın ikinci yarısı için ara düzeltme yapılması öngörülmüştür.
Değişikliğin arka planında, sabit kanuni faiz oranının özellikle yüksek enflasyon ortamında alacağın reel değerini korumakta yetersiz kalması bulunmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 22.07.2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164 sayılı kararı da bu sorunu anayasal düzeyde ortaya koymuştur. Anılan kararla 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi, sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Mahkemeye göre kanuni faiz, alacağa hak kazanılan tarih ile ödeme tarihi arasında geçen sürede enflasyonun yol açtığı hissedilir değer kaybını telafi edebildiği ölçüde işlevini yerine getirmekte olup, yüzde on iki oranı bu işlevi karşılamadığından kural iptal edilmiştir.[4] Olası hukuki boşluğun önlenmesi amacıyla iptal hükmünün yürürlüğe girmesi, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonraya bırakılmıştır.
Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin ayrıntılı değerlendirmemiz için Aralık 2025 tarihli yazımıza başvurulabilir.
Beden Gücü Kaybı ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatlarında Faiz Başlangıcı
TBK md. 55’te yapılan değişiklikle, beden gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcı ikili bir esasa bağlanmıştır. Buna göre kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminat miktarına olay tarihinden, bilinemeyen döneme ilişkin miktara ise karar tarihinden itibaren faiz işletilecektir. Aynı düzenleme kapsamında, tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla ödenen bedelin oransal olarak mahsubu da öngörülmüştür.
Anılan düzenleme, haksız fiil tazminatı davalarında uzun süredir devam eden faiz başlangıcı tartışmasını yasal zemine oturtmaktadır. Nitekim özellikle aktif ve pasif dönem ayrımı yapılan davalarda faizin hangi tarihten işleyeceği hususu, taraflar arasında sürekli bir uyuşmazlık kaynağı teşkil etmekteydi.
Uygulama bakımından değerlendirildiğinde, bilirkişi hesabında aktif döneme isabet eden miktarlar yönünden olay tarihinden faiz işleyecek olması alacaklı taraf lehine bir sonuç doğurmaktadır. Buna karşılık pasif döneme ilişkin miktarlar bakımından faizin yalnızca karar tarihinden işleyecek olması, uzun süren yargılamalarda bu kesim yönünden tahsil edilebilecek faiz miktarını sınırlandıracaktır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararlarına Karşı Kanun Yolu
CMK md. 231 yeniden düzenlenerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yolu açılmıştır. Denetim süresince dava zamanaşımının duracağı; denetim yükümlülüğünün ihlali hâlinde ise mahkemenin cezanın bir kısmının infaz edilmemesine ya da erteleme veya seçenek yaptırıma çevrilmesine karar verebileceği kabul edilmiştir. İşkence, eziyet ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki kötü muamele suçları ise kapsam dışında bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, 20.07.2022 tarihli ve E.2021/121, K.2022/88 sayılı kararıyla, HAGB kararlarına karşı yalnızca itiraz kanun yolunu öngören CMK md. 231 f.12 hükmünü iptal etmiştir. Mahkemeye göre bu düzenleme, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin demokratik toplum düzeni gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün denetlenmesinde belirli ve etkili bir yol öngörmediğinden, bireyin yetkili makama başvurma hakkını ihlal etmektedir.[5] Mahkeme ayrıca, sanığın henüz hüküm aşamasına gelinmeden ve istinaf kanun yolundan feragat anlamı da taşıyan bir irade beyanına yönlendirilmesinin, hukuk devleti ilkesi ile kanunilik ve ölçülülük ilkeleri bakımından anayasal geçerlilik koşullarını sağlamadığını tespit etmiştir.
Mahkeme, 01.06.2023 tarihli ve E.2022/120, K.2023/107 sayılı kararıyla bu kez CMK md. 231’in 5 ilâ 14. fıkralarını bütünüyle iptal etmiştir. Anılan kararda, kurumun cezasızlıkla bağlantılı olarak yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağı bakımından sorunlara yol açtığı, başta ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere pek çok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil ettiği ve keyfî uygulamalara karşı koruyucu önlem içermediği belirtilmiştir. Mahkemeye göre HAGB’yi yargılamanın başında kabul eden sanıklar bakımından, ilk derece mahkemesince adil yargılanma güvencelerinin sağlanıp sağlanmadığının istinafta denetlenememesi hak ihlaline yol açabilmektedir.[6]
Bu kararların ardından kanun koyucu, 7499 sayılı Kanun’la CMK md. 231 f.12’yi yeniden düzenleyerek HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yolunu öngörmüştür. Ne var ki maddede CMK md. 272 f.3 hükümlerinin saklı tutulması nedeniyle, on beş bin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümleri ile kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler bakımından istinaf yolu kapalı kalmıştır.
Nitelikli Dolandırıcılığa İştirakte Ceza İndirimi
TCK md. 158’e eklenen dördüncü fıkra uyarınca, dolandırıcılığa iştirakin yalnızca kart veya hesap bilgisi ya da aracı verme fiiliyle sınırlı kalması hâlinde ceza yarı oranında indirilecektir. Düzenlemeyle ayrıca, aynı kapsamdaki kişiler bakımından altı ay içinde zararın giderilmesi koşuluna bağlı özel bir etkin pişmanlık imkânı da tanınmıştır.
Hesabını veya IBAN bilgisini üçüncü kişilere kullandıran şahısların bu fiillerinin asli iştirak[7] mi yoksa yardım etme[8] mi teşkil ettiği tartışması süregelmekte ve bu tür dosyalar son yıllarda ceza mahkemelerinin gündeminde geniş yer tutmaktaydı. Lehe kanun ilkesi gereği düzenlemenin, yürürlük tarihinden önce açılmış ve hâlen görülmekte olan davalar bakımından da uygulanması gündeme gelecektir.
Özetle
7589 sayılı Kanun, uygulamada uzun süredir tartışmalı kalan bir dizi meseleyi yasal zemine kavuşturmakla birlikte, tercih edilen çözümlerin bir kısmı tartışmayı sonlandırmaktan ziyade yer değiştirmesine yol açmıştır. Belirsiz alacak davasının ilgası öğretide bu yönde ileri sürülen görüşlerle örtüşmektedir. Ne var ki tartışma tümüyle kapanmış değildir. Kurumun ihdasındaki temel kaygı, alacağını dava açarken tam olarak belirleyemeyen davacının usuli güvencelerini korumaktı; bu kaygı gözetildiğinde, kurumun tamamen tasfiyesi yerine belirlilik ölçütüne ilişkin sınırlı bir düzenlemenin tercih edilmesinin de mümkün olduğu ileri sürülebilir.[9] Nitekim kurumun on beş yıllık uygulamasında, özellikle iş uyuşmazlıkları bakımından ortaya çıkan ve içtihadı birleştirme yoluyla dahi giderilemeyen çelişkili Yargıtay kararları, öğretide hükmün doğrudan ilgası yönündeki görüşlere de zemin hazırlamıştır.[10] Yeni düzenleme, belirsiz alacak davasının koruyucu işlevlerini kısmi dava bünyesinde birleştirerek bu ayrımın doğurduğu usuli riskleri azaltmayı amaçlamaktadır.
HAGB kararlarına karşı istinaf yolunun CMK md. 231’de yeniden düzenlenmesi, Anayasa Mahkemesi’nin art arda verdiği ihlal kararlarının tabii bir neticesidir; ancak CMK md. 272 f.3 hükümlerinin saklı tutulması, adli para cezaları ve kesin nitelikteki hükümler yönünden kanun yolunu kapalı bırakmak suretiyle mezkûr kararların amacını kısmen sınırlandırmaktadır. Nitelikli dolandırıcılığa iştirakte öngörülen ceza indirimi ise hesap veya kart bilgisi temini fiillerinin iştirak mi yoksa yardım etme mi sayılacağına ilişkin içtihat farklılığını gidermemekte, bilakis bu fiiller için ayrı ve indirimli bir ceza rejimi öngörerek nitelendirme tartışmasının dışından pratik bir çözüm üretmeyi tercih etmektedir.
Özetle, 7589 sayılı Kanun’un uzun süredir tartışılan meselelere yasal bir cevap verdiği açıktır; özellikle belirsiz alacak davasının işlevlerinin kısmi dava bünyesinde birleştirilmesi ve kanuni faizin ekonomik göstergelere bağlanması, uygulamadaki iki önemli soruna doğrudan müdahale etmektedir. Düzenlemelerin uygulamadaki etkisi zamanla netleşecek olmakla birlikte, Kanun’un usuli öngörülebilirlik ve alacağın reel değerinin korunması bakımından önemli bir değişim getirdiği söylenebilir.
Dipnotlar
[1] TBMM, Dönem 23, Yasama Yılı 3, S. Sayısı 393, HMK Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/574), s. 143-145.
[2] Yargıtay 9. HD., E. 2014/31734 K. 2014/35646: “Dairemiz kararlılıkla hukuki yarar şartının tamamlanabilir dava şartı olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle belirsiz alacak davası veya kısmi dava açıldığında, dava konusu edilen alacak açık ve tam olarak belirli ise davacıya tam eda davası açması, tamamlanabilir hukuki yarar şartını yerine getirmesi için öncelikle süre verilmeli, süre sonunda yerine getirmediği takdirde davanın hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmelidir.” Aynı yönde bkz. Yargıtay 9. HD., E. 2012/1756 K. 2012/5741: “Mahkemece dava konusu alacağın belli olduğu, kısmi dava açılmasında davacının hukuki yararının olmadığı kabul edilmiştir. Dava şartı olan hukuki yarar şartı tamamlanması gereken şartlardandır. Bu kabule göre ise yine davacı vekiline davasını tam dava olarak devam etmesi ve dava şartı olan hukuki yarar şartındaki eksikliği gidermesi için HMK’nın 115/2 maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi gerekirken Mahkemece kesin süre verilmeden yazılı şekilde davanın usulden reddi de isabetsizdir.”
[3] Yargıtay 22. HD., E. 2014/16510 K. 2015/28942: “Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir.” Aynı yönde bkz. Yargıtay 22. HD., E. 2016/11732 K. 2019/9354: “Bu halde, dava konusu yıllık izin ücreti alacağının gerçekte belirlenebilir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği açıktır. Anılan sebeple, yıllık izin ücreti alacağına yönelik talebin belirsiz alacak davasının konusunu oluşturmayacağından, söz konusu talep yönünden davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek karar verilmesi isabetsizdir.”
[4] AYM, 22.07.2025, E.2024/24, K.2025/164: “Ödenen tazminat veya diğer alacak tutarlarının enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, diğer bir ifadeyle alacağa hak kazanıldığı tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır.”
[5] AYM, 20.07.2022, E.2021/121, K.2022/88: “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kural; bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmemektedir. Bu durum temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal etmektedir. Nitekim kuralın anılan hususları karşılayacak şekilde uygulanamadığı da görülmektedir. Doğrudan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi ile ilgili olan bu tür bir muhakemenin yokluğu etkili başvuru hakkıyla bağdaşmamaktadır.”
[6] AYM, 01.06.2023, E.2022/120, K.2023/107: “HAGB uygulanmasını yargılamanın henüz başında kabul eden sanıklar hakkında yargılamanın sonraki aşamalarında adil yargılanma hakkı güvencelerinin ilk derece mahkemesince sağlanıp sağlanmadığının denetimi ise istinaf kanun yolunda yapılamamakta ve bu durum hak ihlallerine yol açabilmektedir.”
[7] Müşterek faillik yönünden bkz. Yargıtay 11. CD., E. 2023/214 K. 2023/263: “sanıklar … ve …’in, sanık …’ın isteği üzerine üçüncü kişilere ait hesap bilgileri ile banka kartlarını temin ettikleri, sanık …’in de kendi hesap ve banka kartlarını kullandığı, hesaplara yatan paraların bizzat sanıklar tarafından çekilerek belli bir pay karşılığında sanık …’a verildiği, sanıkların suçun icrasında üstlendikleri rol ve katkılarının sanık …’ın fiillerini tamamladığı, böylece sanıkların fiiller üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla, sanıkların müşterek fail olarak cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, eylemlerinin yardım etme niteliğinde olduğundan bahisle 5237 sayılı Kanun’un 39 uncu maddesi uyarınca indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini…” Aynı yönde bkz. Yargıtay 11. CD., E. 2024/2705 K. 2024/8310; 11. CD., E. 2021/31139 K. 2024/10927; 6. CD., E. 2020/3389 K. 2021/84.
[8] Yardım etme yönünden bkz. Yargıtay 11. CD., E. 2023/2909 K. 2023/6665: “sanık …’in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık …’a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, nitelikli dolandırıcılık suçunun işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık …’in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.” Aynı yönde bkz. 15. CD., E. 2017/36376 K. 2018/9968.
[9] Pekcanıtez, Hakan. Belirsiz Alacak Davası (HMK m. 107). Yetkin Yayınları, 2011, s. 89: “Davacının dava açarken alacağını belirlemesi imkânsız veya kendinden beklenmeyecek nitelikte ise, dava dilekçesinde talep sonucunu belirlemeye zorlanması hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından pek çok olumsuzluğa neden olmaktadır. Zamanaşımı sürelerinin kısa olduğu ülkemizde bu durum daha da büyük sorunları ortaya çıkarmaktadır. Talep sonucunu dava dilekçesinde yüksek belirleyen davacı, fazla talep ettiği kısım için red hâlinde yüksek yargılama giderlerine mahkûm olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Talep sonucunu düşük tutarsa, alacağını tam olarak elde edememiş olacaktır. Yine alacağının geri kalan kısmını saklı tutarsa, talep sonucunun dava sırasında artırılması hâlinde zamanaşımı süresinin dolma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Bunların yanında alacağın saklı tutulan kısmı için ayrı dava açılması, usul ekonomisine de uygun düşmemektedir.”
[10] Yılmaz, Ejder. “Uygulamada Amacına Ulaşamayan Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Hüküm Yürürlükten Kaldırılmalıdır.” YÜHFD, C. XVIII, S. 2, 2021, s. 695-726, 720-721. Yazar, iş uyuşmazlıklarında yaşanan içtihat karmaşasının hukukî güvenlik ilkesini zedelediğini belirterek, kurumun günümüzde “yarardan çok, zarar getirdiği” kanısında olduğunu ifade etmektedir.